Erkek olanına baba kız olanına anne derim :))))
Ağladım bugün. Doğmamış “Biz” için ağladım. Yüreğimin içine düşeli tam 9 ay olmuş. Tıpkı doğmayı bekleyen, ana rahmindeki bir bebek gibi büyütmüşüm seni yüreğimde. Hasretimle beslemiş, Sevgimle korumuş, yüreğimden doğurmaya hazırlamışım Biz’i. Hadi, çık git artık yüreğimden başka başka diyarlara. Uç bir kelebek gibi, kon başka başka sevdalara. Git artık.Git…
Sesini duydum bugün. Uzun zaman olmuştu duymayalı seni. Sadece sesini değil varlığını da duymamıştım epeydir. Sesin, içimdeki varlığına çarpıp geri geldi yüreğime. Çınlamalar içindeyken ben, fotoğrafından saçlarını okşadım. Kömür karası saçların aklımı almış, kokunda boğmuşlardı beni. Hatırladım. Bugün seni hatırladım.
Tıpkı soğuk bir mavi gibi.Öyle soğuktun, öyle tuhaf, bir garip ve öylesine üzdünki beni, önce alfabemdeki harflerin yeri değişti sonra birer birer harfler yokoldu.Yok olan harflerle kurdum kelimeleri, onlarla attım sessiz çığlıklarımı. Sen duymadın,duyamadın.Sağır olmuştu kalbin duygusuzluğunla. Sana sessiz kalmış görünüşüm dü bu, senin duyamazlığın.Aşka yenilmişlikti bu aptallığım.
Diyorum ki Sevgili, sarı kalmayınca sarıyı boyayamadım. Sonra kırmızı azaldı gitgide,soğudu resimlerim, senin gibi soğudular. Yeşilde dibini gördü sarı bitince,turuncu da;kalmayınca kırmızı.Ben de elimde tek kalan maviye döndüm. Herşey maviye döndü,sen gibi…Gök mavisi değil, denizinki değil, öyle garip, öyle soğuk bir mavi işte. Mavi kaldı da,onun bile çeşidi kalmadı diyorum.Beraber vakit geçirme ihtimalimizin kalmadığı gibi.Sense o evde o gece bütün ihtimallerini tükettin. Senin için ağlayabilirdim oysa. Dilencilerin duasına bozukluk atabilirdin. Sen çok uzaktasın yani. Özlemin gücü yetmez yanına gelmeye. Bile isteye tek bir hamlede, bir kerede tükettin hepsini, sıraya koymadan. Şimdi sen bitirmişken bana kalmayan nemi diye soruyorsun? Uykum bitti diyorum sana, ama yattığım yerden de doğrulamıyorum diyorum. Biten supanglenin yerine yenisini alamadım. Senin canın hala tatlı istiyormu? Ben istemedim. İstemedim.Bende kırmızı kalmadı dedim ya o yüzden.Tanıştığımız o günkü gibi seninle yine sanattan,edebiyattan, aşktan konuşma ihtimalimin kalmayışından. Sende biten neydi?Senin resmini yaptığımda anlamamıştım. Anladığımda o baktığın resimler çıktı bir bir fırçamdan. Bittiklerinde örttüm üstlerini, senin üstünü örttüklerini anladım ve örttüm üstlerini,sen gibi. Kalmayan nemi? Sarı bitti,güneş söndü,kırmızı bitti.bir garip mavi işte birde sen.Sen gidince karanlık çöktü.Karanlık mı? Dedim ki kendi kendime güneş varmıydı ki hiç üstümüzde. Hatırlayamadım.Aklımda kalmamış, sen de kaldımı?
“Yorgun musun?
Yattın mı?
Uyu
Düşünme beni.
Ben ki
Hiç düşünülmedim senden önceleri.
Senden öncesi:
Düşüncesi kızgın kumlara serpilen
Azgın yellerle savrulan
Bir damla gibi
Bir söz gibi:
Sağır kağıtlara serilen
Sessiz dudaklardan dökülen.
Ben, zaten
Hiç söylenmedim ki senden öncesi..
Uyu artık
Söyleme beni.
Yattın mı?
Yorgun musun?
Biraz kıpırdasan uyumadan önce
Bilemesen
Nereye koyacağını ellerini,
Biraz oynatsan bileklerini
Düşünürken beni
Uyuyamadan önce
Bilsen
Nasıl özlediğimi ellerini
Bileklerini…”
Ben de gidebilirdim bu şehirden;
hem de ardıma bile bakmadan,
tüm şiirlerimi yakar,
evin tüm ışıklarını söndürür,
kapıyı çarpar,
gözlerinin rengini silip düşlerimden,
ardıma bile bakmadan,
ben de gidebilirdim bu şehirden…
Gitmedim,
kaldım,
kendimdeki sen’le,
lanetlenmiş bir gerçek gibi,
kalakaldım ardın sıra…
Oysa
ben de gidebilirdim bu şehirden
